YEŞİL YAŞAMLA İLGİLİ TÜM MERAK ETTİKLERİNİZ İÇİN...

Yeşil yaşam, hava ve toprak kirliliğine neden olmadan ormanları koruyarak, ekosistemi gözeterek, gezegenimizin azalan doğal kaynaklarının devamlılığını sağlayarak ve doğanın niteliklerini geliştirerek bilinçli şekilde sürdürülen bir hayat biçimini ifade eder.Bu yaşam tarzı sağlıklı bir dünyada sağlıklı nesiller büyütmek adına atılmış güçlü bir adımdır.

Anneler ve babalar burada yeşil yaşamla ve yeşil ürünlerle ilgili bilgiler bulabilirler..



7 Haziran 2011 Salı

ANADOLU'YU VERMEYECEĞİZ...

                                   

Ankara’nın Gölbaşı’nda bekletilen Büyük Anadolu Yürüyüşü kervanlarından çağrı var. Her gün artan destek ile olumsuz koşullara karşı direnen kervanlar  tüm destekçileri Gölbaşı’na çağırdı.
Çağrı şu şekilde:

Yaşam İçin Direnişe Destek !
Tüketim odaklı kapitalist düzen, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de doğal varlıklarımızı rant elde etmek uğruna talan ediyor.
Yaşayan her canlının en doğal hakkı olan su, yatağından çalınıp 49 yıllığına şirketlere satılıyor.
Uluslararası maden şirketleri, kendi ülkelerinde uygulayamadıkları, doğayı ve insan sağlığını hiçe sayan madencilik faaliyetlerini Anadolu topraklarında devam ettiriyor.
Yerli tohumlarımız yok edildi. 5-10 yıl öncesine kadar topraklarımızda yetiştirebildiğimiz yüzlerce ürün artık ithal ediliyor.
Yerli ırk hayvan soyu bitirilirken, köylü ithal hayvan yetiştiriciliğine zorlanıyor.
Tüm dünyanın tamamen terk etme yoluna gittiği nükleer santrallerin en ilkel modelleri Sinop, Akkuyu ve İğneada’da yapılmak isteniyor.
Her geçen gün yeni bir termik santral projesi için onay veriliyor.
Bir avuç vekilin mecliste aldığı kararla, doğaya vereceği zarar bilimsel olarak kanıtlanmış tüm bu projeler, ÇED’den muaf tutulabiliyor.
Kıyılar, meralar, yaylalar, ormanlar birer birer satışa çıkartılıyor.
Bunlar göremediğimiz ya da görmezden geldiğimiz çok kapsamlı bir planın parçaları. Doğanın yıkımına ve doğayla iç içe yaşayan halkın yaşam alanlarını yok etmeye yönelik bu girişimlerin amacı kırsalda mütevazı bir hayat süren yüzbinleri, şehirlerde üç kuruşa çalışacak köleler haline getirmek. Ve bu yöntemle insansızlaştırılan kırsal alanlardaki rantı şirketlerin tekeline teslim etmek.
Biz bu sinsi oyunu bozmak için yola çıktık. Binlerce kilometre yol kat ettik. Geçtiğimiz her bölgede maruz bırakıldığımız bu yalnış enerji ve kalkınma politikalarını anlattık. Ne bir taşkınlık yaptık ne kimsenin kılına zarar verdik. Hiçbir engellemeyle karşılaşmadan Gölbaşı İlçesi’nde bir araya gelip 21 Mayıs’ta Ankara’ya doğru hareket edecekken, polis güçlerince engellendik.
Herhangi bir resmi tebligat olmaksızın yapılan bu hukuk dışı uygulamayı protesto etmek amacıyla direnişe başladık. Sağlıksız koşullar, olumsuz hava şartları altında devam ettirdiğimiz direnişimizin 2. haftasındayız. Halkın ve demoktatik kitle örgütlerinin her geçen gün artan ziyaretleri ve destekleriyle direnişimize devam ediyoruz.  Direnişimize destek verenler, polis tarafından engellenmeye çalışılıyor.  En temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için gönderilen seyyar tuvaletler kamp alanına sokulmuyor. Ancak bu insanlık dışı baskılar bizi yıldırmak yerine daha da güçlendiriyor.
Bugüne kadar geliştirilen dayanışmayı pekiştirmek ve sesimizi daha da gür duyurmak için tüm destekçilerimizle 04-05 Haziran 2011 tarihlerinde Gölbaşı’ndaki kamp alanında buluşuyoruz.

Sizleri de direnişimize destek vermeye çağırıyoruz.
Büyük Anadolu Yürüyüşçüleri Gölbaşı Direnişi"

11 Şubat 2011 Cuma

EKOLOJİK ZEKA


Sosyal Zeka ve Duygusal Zeka kitaplarıyla ülkemizde tanınan Daniel Goleman EkoIQ yayınlarından çıkan Ekolojik Zeka kitabıyla kişisel seçimlerimizi ve tüketim alışkanlıklarımızı fena halde sorgulamakla kalmıyor; dünyanın geleceğinin artık tamamen bu şekilde biçimleneceğini de öne sürüyor.
Kitabın başlangıcına koyduğu  çarpıcı girişte “satın aldıklarımızın görünmeyen bedeli “ derken torununa aldığı ama bir türlü veremediği parlak sarı bir tahta yarış arabasından bahseder.Oyuncakta kullanılan boyadan, tekerleklerindeki plastiklerden ve fiyatından bahsederken maddi bolluk dünyamızda her şeyin aslında saklı bir etiketi olduğunu söylüyor.Gündelik yaşantımızda kullandığımız, harcadığımız ya da tasarruf ettiğimiz  pek çok nesnenin bir arka yüzü ve sonu olduğunu ; nesnelerin en önemli yanının da aslında bu olduğunu söylüyor.
1997 yılından bu yana dünyada ilk kez oluşturulmaya başlanan “Endüstriyel Ekoloji” disiplini artık  bir nesneye ait tüm arka yüzü bütün çıplaklığı ile ortaya koyabiliyor.ÖÇD (Ömür çevrimi değerlendirmesi)olarak tanımlanan bu süreç herhangi bir mamul maddeyi bileşenlerine bağlı olarak sanayi süreçlerine ayırıyor ve üretiminden imha edilişine kadar doğa üzerindeki etkilerini büyük bir kesinlikle hesaplamamızı sağlıyor.
Bu ne demek? Şu demek:
Örneğin bir reçeli koyacağınız cam kavanoz için düzinelerce tedarikçiden (silisyumdan kostik sodaya,elektrikten, doğalgaza)hizmet alımını gerektirir.Bunlarda yine düzinelerce kendi tedarikçilerinden mal ya da hizmet alır.En basitinden bir cam fabrikası 24 saat boyunca 1100 derecede yakılıyor.Bunun için harcanan ya da temin edilen enerji, bunun atıkları, bu atıkların geri dönüşüm maliyetleri, v.s.v.s….Resmen dipsiz kuyu….Bu noktada daha önceden uzay mühendisi olan Gregory Norris “ÖÇD için füze bilimcisi olmanıza gerek yok.Ben öyleydim biliyorum.Bu sadece bir veri takip işidir” diyor.
İlk kez Coca Cola nın plastik şişe mi cam şişe mi araştırması yaparken uyguladığı bu yöntem tükettiğimiz ürünlerdeki çarpık düzeni tüm çıplaklığı ile görmemizi sağlıyor.Herşey her şeyle bağlantılı olduğundan “yeni bir şekilde düşünmemiz “ gerekiyor.
“Cradle to cradle” olarak tanımalanan “beşikten beşiğe “ felsefesinin özü de temelini tam bu noktadan alıyor.Dünya artık bir üründe kullanılan her şeyin , imhasında bileşenlerinin biyolojik olarak çözülerek doğa tarafından başka bir mamulun üretilmesine kaynak oluşturacak bu anlayışın peşinde…
Tam da bu noktada bombayı patlatıyor ve diyor ki “ saklı etkilerin daha etraflı bir analizi mesela bir organik tişörtün bile çeşitli açılardan o kadar da yeşil olmayabileceğini ortaya koyar.Organik tişört iyi bir ürün olmasına rağmen olumsuz etkileri saklı kaldığında toplumsal açıdan daha sorumlu ve sürdürülebilir bir işe atılan ilk adımın göstergesi olmakla birlikte kötü tarafından bakıldığında pazarlanan bir endüstri ürünü olmaktan öteye gidemiyor”
Kraft kağıdına sarılı her şeyi “yeşil,ya da organik” diye pazarladığı  özellikle yurdum insanın yürümesi gereken yol biraz daha uzun gibi görünüyor bu noktada.Organik ve yeşil ürünlere olan talebin bu buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Bu talebin elbetteki bilinci oluşturmada ilk adımlardan birini olduğunu ortadadır ancak  yürünecek yol epey uzun ve bizden çok çocuklarımız böyle bir dünyada yaşayacak gibi görünüyor.
Ömür çevrimi analizini zihinlerimizde yapmaya başlasak iyi olacak gibi görünüyor.Bu şekilde düşünmeye başlamanın bir antreman işi olduğunu düşünenlerdenim.Hayata böyle yaklaşmayı becerebilmek için ,tükettiğimiz ürünlere karar verirken;  alışkın olduğumuzu değil de var oluşunu, süreçlerini en azından tahmin etmeye çalışarak basit bir zihinsel ömür çevrimi hesabını yapabildiğimiz alternatiflerini tercih etmenin çok önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.Özellikle de çocuklarımızın yaşayacağı bir dünya için..Radikal şeffaf ürün etiketlerine sahip ürünler henüz bulamazsak da nerede, nasıl, ne şekilde üretildiklerini sorgulayarak almaya başlasak nasıl olur?
Radikal şeffaflık hayatımızın her alanına gerekli değil mi zaten...

17 Ocak 2011 Pazartesi

ALIŞVERİŞTE TUZAKLARA DİKKAT...

Organik ve ekolojik ürünlerle ilgili konuşmalarda sorulan soruların başlarındadır hep;"bu sertifika ne demek?Ürünü alırken nasıl anlayacağız ürünle ilgili açıklamaları ".v.s.
Bu konu gerçekten çok önemli. Çünkü nihai tüketiciyi , hele ki organik ve ekolojik yaşamla ilgili çok fazla bir bilgisi olmayan ama bunun öneminin farkındalığı içinde olan tüketiciyi alışveriş sırasında tuzaklara düşürmemek için Buğday Derneği 10 tane ipucu vermiş..Bunları sizlerle paylaşalım, bu tuzaklara dikkat edin istedik...

"1.Ambalaj ve İçerik Uyumu:
Ürün ambalajının geri dönüşümlü ve çevreye duyarlı olması aynı duyarlılıkla üretildiği anlamına gelmez.
2.Net İfadeler:
Bir ürünün %100 doğal, çevreci,köy ürünü ya da yabani olması gibi yuvarlak ifadeler onun sağlığınıza uygun olduğunu ya da öyle üretildiğini kanıtlamaz.
3.Ulaşılabilir Belgeler:
Bir ürünün örneğin tasarruflu ya da GDO suz olduğu belirtiliyorsa bunun yetkili kuruluşlar tarafından belgelenmiş olması ya da bunu kanıtlayan belgelere ulaşılabilecek iletişim bilgilerinin etikette yer alması gerekir.
4.Anlaşılabilir Belgeler:
Soya lesitini,E330v.s. Aldığınız gıdaların içindeki bu maddelerin ne olduğunu , nasıl ve neden üretildiğini sorgulayın..
http://www.fikirsahibidamaklar.blogspot.com/
5.Okunabilir Etiketler:
Etiketlerdeki bilgilerin ve uyarıların okunabilir büyüklükte ve netlikte olması gerekir.
6.Besleyici Değerler:
Aldığınız gıdanın ambalajında kalori,mineral, protein v.s. gibi değerleriyle ilgili bilgilerin bulunmasına özen gösterin.Bu bilgiler yoksa talep edin.
7.İletişim Bilgisi:
Her ürünün üzerinde sorularınıza yanıt almak ve ürünle ilgili görüş ve şikayetinizi bildirmek için bir iletişim telefonu olmasına dikkat edin.
8.Geçersiz Bilgiler:
Bazı ürünlerde kullanılan popüler söylemler kullanıcıyı ürünün gerçek ayak izini sorgulamaktan uzaklaştırır.
9.Sadece kendinizi düşünürseniz kaybedersiniz.
Bir ürünün sağlıklı olması ve bunu belgelemesi yeterli değil.Doğaya ve diğer canlılara zarar vererek üretilmişse , kilometrelerce uzaklıktan tonlarca karbon salarak gelmişse, üretiminde çocuk işçiler çalıştırılmışsa ya da ödediğiniz paranın büyük bölümü üreticiden çok aracıya gidiyorsa sağlıklı ürün kullanmanızın ne anlamı olabilir.
10.Tek Yanlı Bırakmayın.
Öncelikle hormonsuz tabiri alıcıda doğal ürün hissini uyandırmak için söylenen bir aldatmacadır.Gıdalar hormonsuz olmaz.Kasdedilen suni hormondur.Bu ürünün GDO suz ya da suni hormonsuz olması sağlıklı olduğu anlamına gelmez.Kimyasal tarım ilaçları , suni gübreler ve çoğunlukla raf ömrünü uzatmak için konulan katkı maddeleri de en az GDO lar kadar riskli olabilir."
Buğday Ekolojik Yaşam Rehberinden Alınmıştır.

3 Aralık 2010 Cuma

EVLERDE 2011 HAZIRLIĞI

Bu yıl başı Greengoods ekibi için ayrı bir önem taşıyor.Ekibimizin birlikte geçireceği ilk yılbaşı ve Aralık ayı başladığından beri de yeni yıl hazırlıkları hakkında sürekli "evde yapılabilecek, çocuklarında katılımının sağlanabileceği ve tabii ki mümkün olduğunca kullanılmış malzemelerden elde edebileceğimiz şık yılbaşı süsleri" konuşur hale geldik.
İşte sizlere yılbaşı hazırlıklarında kullanabileceğiniz, aldığınız ya da evde bulunan herhangi bir kağıtttan üretebileceğiniz bir yılbaşı süsü...Çocuklarınızda bunları sizlerle birlikte yapmaya bayılacaklar ve bu hazırlıklar aynı zamanda keyifli bir etkinliğe dönüşecek.

Herhangi bir kağıdı bildiğimiz "tuzluk yapma " formunda hazırlıyorsunuz ve kat yerlerini belirliyorsunuz.
4 noktasından makasla yarısına kadar kesiyorsunuz.
Oluşan kesişk yerlerini 2şer 2şer birleştirip yıldızları oluşturuyorsunuz ve yapıştırıyorsunuz.
Şekliniz işte birdenbire 3 boyut kazandı yıldınız neredeyse hazır.
Aynısından bir tane daha hazırlayıp bunları sırt sırta yapıştırdığınızda harika yıldızlarınız yeni yıla hazır artık...





30 Kasım 2010 Salı

BİOPLASTİKLER



Zeynep Güney in çevirisi ile Metropolis Magazin den  Mason Currey in Bioplastikler hakkındaki önemli yazısını sizlerle paylaşmak istedim.
"Ciddi bir çevresel tehdit olan plastiklerin kullanımı engellenemez hale geldikçe, organik hammaddeli alternatifleri de giderek daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Ve artık tasarımcıların bu malzemeyi bir adım ileriye taşımalarının zamanı geldi.
Plastiğin bu kadar dayanıklı olmasını sağlayan moleküler bağlar, diğer yandan ayrışmasını da aynı derecede zorlaştırıyor, böylece plastikler doğadaki varlığını uzun süre sürdürüyor. Geri dönüşüm çabaları bir yana -Amerikalılar kullandıkları plastik ürünlerin sadece %12'sini geri dönüşüm konteynerlerine atıyorlar- çoğunun kullanım serüveni, çöp toplama alanlarında ya da daha da kötüsü doğaya atılmış halde son buluyor. Orada küçük parçalara ayrılıyor, yağlı bir kirle kaplanıyor ve sonunda balıklar ya da kuşlar tarafından yutuluyorlar. Hawaii'nin kuzeydoğusundaki, Texas'ın iki katı büyüklükte olduğu tahmin edilen Büyük Pasifik Çöp Alanı, bu fenomenin en korkunç örneklerinden biri.
İyi haber: Plastiğin sağlam bir alternatifi var. Bitkilerden üretilen plastiklerin (bioplastik) sentetik kuzenleriyle karşılaştırıldığında birçok avantajı var. Uğruna jeopolitik çatışmaların yaşandığı, giderek azalan ve yenilenemeyen bir kaynak olan petrolden üretilmiyorlar, sonsuza kadar var olmayacaklar ve uygun şartlarda bir ay içerisinde tamamen çözünebiliyorlar. Üstelik ayrışırken ortaya çıkan karbondioksit, plastiğin üretildiği bitkiler biçilirken harcanan karbonla dengeli. Kötü haber: Bioplastikler, küresel plastik üretiminin henüz çok küçük bir kısmını oluşturuyor ve daha geniş bir alanda kullanılabilmeleri için bazı önemli engelleri aşmaları gerekiyor.

Aslında bioplastikler yeni değil. 1850'lerde bir İngiliz kimyager, bir tür kağıt hamuru türünde, selülozdan plastik üretti. Daha sonra, 20. yüzyılın sonlarında Henry Ford, arabalarında soya bazlı plastik malzeme kullandı. Hatta 1941 yılında tamamen plastikten oluşan bir araba prototipini halka sundu. Fakat o zamandan beri, bitkisel versiyonlarına göre çok daha avantajlı özellikler sunan petrol bazlı sentetik polimerler sektörü ele geçirdi. İkinci Dünya Savaşı da sentetik plastiklerin üstünlüğünü pekiştirdi ve 70 yıl boyunca hiç dönüp geriye bakmadık.
Son on yıl içerisinde, giderek petrol kaynaklarının azalmasının ve fiyatının artmasının sonucu olarak, bioplastikler yeniden gündeme geldi. 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük ziraat firması Cargill'in ortak şirketi NatureWorks ve ülkenin en büyük kimya şirketi Dow Chemical, yiyecek ambalajı, tekstil ürünleri ve bebek bezi gibi tek kullanımlık ürünlerin yapımında kullanılmak üzere konteynerlerde sıkıştırılabilen Ingeo bioplastiklerini üretmeye başladılar. Bir tür PLA ya da polilaktik asit olan Ingeo, günümüzde bioplastiklerin üretiminde en yaygın şekilde kullanılan, mısırdan üretiliyor. Ancak keneotu, şeker kamışı, su yosunu ve hatta tavuk tüyünün kullanıldığı alternatifleri de geliştiriliyor.
Fakat bioplastiklerin kullanımı yavaş yavaş artsa da, henüz diğer dayanıklı ürünlerin performansını karşılayamıyorlar. "Henüz emekleme dönemindeler," diyor Dent, "Bu yüzden kalıplanmış ürünler olarak çok az yerde görebiliyoruz." Cep telefonu kapakları buna bir örnek. Geçen yıl, Japon şirketi NEC, kapağı tamamen mısır bazlı plastikten üretilmiş bir cep telefonu modelini piyasaya sürdü. Bazı başka şirketler de PLA'yı güçlendirmek için lif ekleyerek, biokompozit denilen bir madde üretiyorlar. Fakat bu uygulama malzemenin kirli görünmesine ve bu malzemeden tasarlanan sanayi ürünlerinin talep görmemesine neden oluyor.
Bununla birlikte, bioplastikler yüksek performanslı işlerde kullanıldıklarında bile sorunlar yaşanıyor. Tekstil üreticisi Carnegie, 2005 yılında Insight isimli kaplama kumaşı koleksiyonunda Ingeo ipliği kullanmıştı ancak geçen yıl bu koleksiyonun üretimini durdurdu. Özellikle geniş yüzeylerin kaplanması için üretilen büyük ölçülerdeki kumaşlarda kullanılan PLA ipliklerinin polyesterlere oranla %20 daha pahalı olduğunu belirten Carnegie'den Mary Holt, "Dürüst olmam gerekirse, bu koleksiyon maliyeti yüzünden sürdürülemedi," diyor. Bu fiyat farkı döşemelik kumaş üretiminde göz ardı edilebilir ancak Ingeo, döşemelik kumaşların performans özelliklerini de karşılayamıyor: Aşınmaya, yangına ve ağır temizlik yöntemlerine karşı yeterli dayanıklılığı gösteremiyor. "Ne yazık ki PLA'lar ve diğer biobazlı iplikler, henüz geliştirilme sürecini tamamlayabilmiş değil," diyor Holt.
Üstelik bioplastiklerin tek olumsuz yanı yüksek fiyatları ve düşük performansları da değil. Her ne kadar sıfır karbon ayak izine sahip bir malzeme olsa da, günümüzde bioplastiklerin üretilmesinde sentetiklere kıyasla çok daha fazla enerji tüketiliyor. Ve üretimlerinde yüksek miktarda CO2 ortaya çıkıyor. Ayrıca, bioplastiklerin geri dönüşümünde de sorunlar ortaya çıkıyor. Teorik olarak geri dönüşebilmeleri gerekirken, altyapısı bunu sağlamıyor ve bioplastikler geri dönüşüm döngüsünü bozuyor. PLA'ların üretilmesinde bazı etik sorular da var: Neredeyse bir milyar insan açlık sorunu yaşarken, alışveriş çantalarını ve bebek bezlerini mısırdan üretmek doğru bir hareket mi?

Yine de Dent, bioplastik endüstrisinin bu sorunların üstesinden geleceğine inanıyor. "Bioplastiklerin üretimini giderek iyileştireceğiz. Üretim sırasında daha az enerji tüketilmesini ve daha verimli olmalarını sağlayacağız," diyor ve ekliyor: "Sentetik plastiklerin üretimiyle başlayan 70 yıllık bir tecrübemiz var." Bu işin anahtarı tabii ki talep. Günümüzde bioplastikler için yeterli talep yok. Sentetik plastikler gayet iyi çalışıyor ve yeniden kullanılabilir olmaları çevrecilerin kaygılarını da gideriyor. (Yeniden kullanılabilmeleri kuşkusuz çok önemli fakat plastiklerin sınırlı miktarda üretilmesini sağlayamıyor.)
Ve, bütün mobilya ve endüstriyel ürün tasarımcılarına bir hatırlatma: Bioplastikler geleceğin ürünü olacak! Neden petrol rezervlerinin tükenmesini, fiyatlarının yükselmesini ve Büyük Pasifik Çöp Alanı'nın Birleşik Devletler kadar büyümesini beklemeden bioplastikleri benimsemiyorsunuz? Neden konsept sandalyenizi veya sınırlı üretim dekoratif süs eşyanızı ya da kullanışsız fakat etkileyici görünümlü sanat objenizi tasarlarken bioplastikleri kullanmıyorsunuz? Yüksek kaliteli bir divan tasarlamanız bile mümkün. "Döşemelik kumaşlarda Ingeo plastikleri kullanabilirsiniz," diyor Dent, "Dolgu malzemesi olarak soya bazlı ürünleri ve ahşabın yerine de biokompozit kullanarak bir kanepe tasarlayabilirsiniz"."
http://www.arkitera.com/h42087-gelecegin-urunu-bioplastik.html den alıntıdır.

28 Ekim 2010 Perşembe

HASELTINE POZZİ

Plastik ambalaj atıklarının yarattığı kirliliğe dikkat çekmenin ilginç bir yolu...
Sanatçı Haseltine Pozzi, plastik ambalajların yaşadığımız gezegeni nasıl kirlettiğini gözler   önüne sermek için ilginç bir proje geliştirdi.
Pozzi, özellikle deniz kuşlarının ölümüne neden olan plastik ambalaj atıklarından dev bir heykel yapmaya karar verdi.
California sahillerinde gönüllülerin yardımıyla topladığı plastik atıklarla bu dev heykeli yaptı
Plastik ambalaj atıklarından yapılan bu kuş heykeline "Avery" adı verildi.
Pozzi'nin bu çalışması Artula Enstitüsü, Sanat ve Çevre Eğitimi çalışmalarında da kullanılacak. "Kıyıları temizle" adlı bu çalışmalar sorunun çözüme dönüşmesini hedefliyor.

8 Ekim 2010 Cuma

"GDO" suz Pikniğe Davetlisiniz...

Slow Food/Fikir Sahibi Damaklar grubunun GDO'suz piknik çağrısı şöyle:
2010 dünyada sıcaklığın rekor seviyelere ulaştığı, sel, kuraklık gibi doğal afetlerin hayatımızı tehdit ettiği bir yıl. Hepimizin artık harekete geçme zamanı geldi. İklim krizine yeter demek ve sesimizi duyurmak için Amerikali çevreci ve akademisyen tarafından başlıtılan, 350.org öncülüğünde 10/10/10'da 184 ülkede 6000'i aşkın etkinlik düzenleniyor. Kimi çatısına güneş paneli koyuyor, kimi yürüyüş düzenliyor, kimi ağaç dikiyor, kimisi de rüzgar enerjisi projesi başlatıyor.
Slow Food/ Fikir Sahibi Damaklar da 10/10/10'da iklim değişikliğinden en çok etkilenen alanlardan biri olan tarıma işaret ederek, GDO’suz bir piknik organize ediyor. Endüstriyel tarım yerine organik ve sürdürülebilir tarımı savunmak, dev şirketler yerine küçük çiftçiyi desteklemek, tek bitki tarımı yerine tarımsal biyoçeşitliliği desteklemek ve ne yiyeceğimize kendimiz karar vermek için GDO'suz bir buluşma/piknik yapmak üzere sözleştik. Pazar günü İstanbul’da Maçka Parkı’nda 10:00-12:00 saatleri arası düzenlenecek pikniğe herkes davetli.
Sonrasında saat 15:00’da Galatasaray’dan Taksim’e Küresel Eylem Grubu tarafında organize edilen yürüyüşe Naom Chomsky, Ömer Madra ve 350’ye destek verenler de katılacak.